22 Kasım 2009 Pazar










DOT... Gercekten ilginc bir 'deneyim' (boyle adlandirmak istiyorum cunku tiyatro demek tam olarak gozunuzun onune dogru seyi getirmeyecektir...). Dot artik Misir Apartmani'na ek olarak  G-mall'da hemen girisin yaninda sergileniyor... Pornography oyunlarina gittim bugun... Ingiltere'deki metro bombardimanini farkli sosyoekonomik siniflardan ve farkli yaslardan ve farkli hayat tarzlarindan insanlarin algilayisini ve yasayisini anlatiyor... Ama sonucta gelinen nokta su: herkes kendi gundelik sikintilari; bunalimlari ve dertleriyle o kadar bogulmus ve mesgul ki; metro bombardimani veya Londra'nin 2012 olimpiyatlarina ev sahipligi yapacak olusu veya gundemdeki Live 8 konserleri onlarin cok da umurlarinda degil... Gundelik hayatlarinin yaninda sadece bir garnitur olarak kaliyor... Zaten sahnede de o sekilde anlatiliyor: yanda kocaman bir ekranda tum gundem akip gidiyor... Kocalarinin onlara olan ilgisizligi; yasadiklari sapkin iliskiler; ama en onemlisi yalnizliklarindan dolayi kendilerine acimaktan hayatta olan bitene kayitsiz kaliyorlar ve konumlari ne olursa olsun kendilerini zavalli durumuna dusuruyorlar.

Insani biraz urkutuyor bu tablo; cunku evli olan kadin da; ailesiyle yasayan genc de; cok iyi kariyeri olan profesor de hepsi kendileriyle basbasa kaldiklarinda mutsuzlar ve hep yalniz hissediyorlar kendilerini... Demek ki o zaman yalnizlik kavrami aslinda yanlis yorumlaniyor... Yani yalnizlik fiziksel olarak tek basina olmak degil o zaman... Icinden gelen birsey; ruh yalnizligi bu olsa gerek... Heni derler ya bazen 'kalabaliklar icinde yalnizim ben'; cunku o kendine acidigindan kaynaklaniyor; silkelen ve kendine gel! Eger basklarina yaslanarak yalnizligini giderdigini zannediyorsan; o zaman yaslandigin yerin en ufak bir hareketinde yere dusmeye mahkumsun...

Pornography'nin guzelligi yukaridaki mesajlarin hicbirini direk vermeden; tamamen cikardigi sonuclar ve yorumlamalar seyirciye kalacak sekilde; size gundelik hayatlardan ve diyaloglardan bir pencere aciyor; yukaridakileri dusunmeye; kendi hayatinizi sorgulamaya itiyor...

Oyunun son sahnesindeki Coldplay-yellow parcasi halen kulaklarimda: Look at the staaarrss; look how they shine for youuuuu....

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kizila Agit






19:10 iste simdi sandalyede oturuyorum... hesapladim 12 senelik bir efsane sona eriyor; bir tarih suya gomuluyor... heralde kimse bu karari bu kadar cabuk vermemisti... en aciktan en koyuya... su an kimsenin olaydan haberi yok... o kadar kararliydim ki kimse beni tutmamaliydi... hatta kuaforumun bugun bebek yerine kemerburgazda oldugunu soylemesi ve benim hayatimda hic kemerburgaza gelmemis olmam ve aksam trafigi olmasi falan filan hic onemli degildi... iste su anda sandalyemde oturuyorum (burnumda boyanin keskin kokusu; ensemde folyo ve kulaklarimda boya gelmesin diye konmus, ama duyarga gibi duran iki pamuk) buradaki herkes gibi cikacak sonucu bekliyorum... merakla; heyecanla bir donemin kapanmasini izliyorum...

19:51musluk basindayiz sanirim bir sorun var... herkeste endiseli suratlar; o geliyo bu gidiyo; etrafta miriltilar duyuluyor... ve tekrar bir karisim hazirlaniyo... of bi 20 dakika daha musluk basindayiz; boynumda agri sac diplerimde yanma basladi...



20:10 havlu acildi ve tattaaaaa!!! Bu kimmm aynadaki ben miyim gercekten?

15 Kasım 2009 Pazar

Sundaay Bloody Sundaaaay






Pazar gunlerini aslinda uzun zamandir hic sevmiyordum... Ben kucukken babam pazar gunlerini 'keyifli keyifli (!) ders calisma ve haftaya hazirlanma gunu' ilan etmisti. O yuzden pazar gunleri benim icin her zaman sikici pazartesi gunlerinin bir habercisi olmustu ve sanki kisa tatilin bitiyor olmasindan o suclu gibi hissediyordum (hatta pazartesi gunleri okulda arkadaslarimi gordugumden; ona karsilik pazar gunleri evde tek basima ders calismak zorunda oldugumdan dolayi; pazartesinden bile daha korkunc oldugunu soyleyebilirim).

Pazar gunlerinin gercekten oyle bir ozelligi yok mudur, yapmak istediginiz cogu seyde sizi kisitlar:

- Hafta ici uzak olduklarindan dolayi gidemedigim dukkanlarin cogu kapalidir (Nisantasi Muji; Galata Building; Cukurcuma'da bazi dukkanlar)
- Galeri ve Muzelerin bazilari kapalidir (Pera Muzesi, Tunel Milk Gallery)
- Adaya gitmek; yazin plaja gitmek; deniz kenarinda kahvalti etmek (cunku herkese tatil oldugu icin heryer tiklim tikis oluyor...)
- Eve damacana su soylemek (nedense pazar gunleri calismiyorlar)
- Kuafore veya manikure gitmek (nedense benim manikurculerin pazar gunleri izin gunu oluyor)

Ama bunu kesinlikle depresif bir 'Pazar Aksami - Eyvah Pazartesiye saatler kaldi' yazisi zannetmeyin; iste kendime uydurdugum haftanin son gununu muhtesem kilan ozellikler:

- Pazar gunlerini kendi gunum yani 'Nazli Gunu' ilan ettim. O gun sadece Nazli ne isterse; onu ne mutlu ediyorsa onu yapiyorum... Bir nevi minik dogum gunu kutlamalari...
- Pazar mottom: Tembellik gibisi yok; ne yapacaksan yavas yap; hic birsey yapmak istemiyorsan o da guzel...Birseyi kaciriyorum derdi olmadigindan dolayi yatakta daha uzun kalip; keyif yapip, Sake'yle mayisabiliyorum... (sanirim o da o yuzden pazarlari cok seviyor)
- Gazetelerin pazar eklerini cok seviyorum... Ayrica pazarlari yine bi o kadar sevdigim Newsweek cikiyor...
- Pazar sabahi kahvesinin tadi bir baska oluyor...
- Pazar aksami sinemasi keyfi tartisilmaz...
- Pazar gecesi uykusu - haftasonu yorgunluguyla birlesince bir tatli ve bir o kadar da derin oluyo...

Ayrica sunu farkettim ki; kimse birbirine 'iyi cumartesiler' demiyor, ama 'iyi pazarlar' soylerken bile mutluluk veriyor...

8 Kasım 2009 Pazar

Dunyanin En Guzel Iki Kisi









Ilkini hepimiz biliyoruz; 2002 senesinde kulaktan kulaga yayilarak gundeme bomba gibi dusmustu. Avustralya'nin turizmini gelistirmek icin cikardigi muthis bir pazarlama taktigiydi aslinda... Secilen bir kisi Avustralya'da Hamilton adalarinda yasamak; burayi kesfedip tum dunyayla haftalik bir blogda paylasmak icin tam tamina 110.000$ alacakti. Burada aslinda tabii ki blogdan ziyade bu 'ruya isin' bu kadar cok konusulmasi adaciklara muthis bir tanitim sagladi.

Ve iste simdi 'the second best job in the world' icin tanitimlar basladi. letsbuyit.com internetten alisveris sitesi kendisine alisveris elcileri (international shopping consultant) ariyor, yani aslinda benim tabirimle 'zevk sahibi alisveris kolikler' (trendy shopaholics)... Size tam tamina 10.000 euro veriyorlar; sizde dunyanin onemli alisveris merkezlerinde, en iyi hotellerde konaklayip bol bol alisveris yapmanin keyfini suruyorsunuz. Bunun icin tek yapmaniz gereken yaraticiliginizi kullanip hazirlayacaginiz videoda herkesi arkanizdan surukleyecek ve trendi takip edebilecek alisveris gozune sahip oldugunuzu kanitlamak...

Yasasin alisveris yapmak!!

Bebek Alisveris Merkezine Hosgeldiniz



Yukaridaki karmasa bir konser veya mac dagilmasindan alinti degil... Veya insanlar 29 Ekim havaifiseklerine dogru yurumuyorlar... Aslinda burada cok normal bir pazar-guzel hava-bebek aksamustu'nden bahsediyoruz. Evet bugun resmen Istanbul Avrupa Yakasi deniz kenarinda bir panik havasi yasandigini soyleyebiliriz. Deniz kenarina arabalariyla ulasmaya calisanlar; ulasma sansini yakalayip park yeri bulmaya calisanlar; hadi diyelim arabalarini park ettiler; sonra 'masa kapmaca' ve 'garson yakalamaca' var sirada... Bu iskenceye niye girildigini hic anlayamiyorum; cunku sonunda bir huzur yok; bir keyif yok: tamamen stres; kargasa ve egzost dumani... Ben oyle eski Bebek'li falan degilim 'siz buralari 10 sene once gorucektiniz; bir Emel Hnm bir ben vardim; deniz kenarinda yuruyuse cikardik in-cin top oynardi' diyemeyecegim: ama 2 sene oncesine kiyasla Bebek'in yasamasi zor bir yer haline geldigini ve gelen 'ziyaretci' profilinin oldukca farklilastigini soyleyebilirim...

Iste Mangerie'siyle; Bebek Kahvesi ve (eski) Lucca'siyla (Happily Ever After ve tabii ki Abbas ve Gunes'i de bu gruba dahil etmek isterim) tam bir modern mahalle olan Bebek'in bu havasini kaybetmesinde ardi ardina acilan franchise yerlerin payini azimsamamak lazim... Cunku su an Bebek maalesef ulasimi zor bir alisveris merkezi foodcourt'undan farkli degil...