7 Mart 2010 Pazar

Beyaz Perdenin Unutulmaz Patileri

   Alice in Wonderland filmini izledim dun. Film muhtesem bir gorsel solen tabii ki: Tim Burton'in dehasi Alice in Wonderland gibi bir konuyla birlesince fantaziler havada ucusmus ve karakterlerin yorumlanmasi muhtesem olmus.

Ama sunu soylemeliyim ki; yine filme damgasini vuran ve en on plana cikan karakter bir kediydi! O yuzden ben de aklima gelen ve minik bir arastirmayla da destekledigim bugune kadar 'basarili rolleriyle aklimizda kalan kedileri soyle bir hatirlamak istedim. Iste ilk 10:

10- Listeye aslinda pek sevmedigim ama hice sayilmayacak hayran kitlesine bakinca burada olmazsa olmaz diye dusundugum  bir karakterle basliyoruz: Hello Kitty. Pembe dunyasiyla Japonlarin guzel bir kedi yorumu. Ama agizsiz oldugundan kaynaklanan bir sinsiligi oldugunu dusunuyorum; gercek hislerini hic bir zaman bilemiyorsunuz; her an karsiniza Chucky The Cat! olarak cikabilir hissi yaratiyor!



9- Kucuklugumuzden hatirlayacagimiz bir karakterle acilisi yapmak istiyorum. Iste karsinizda Azrael - Sirinlerdeki kotu kalpli Gargamel'in bir o kadar kotu kalpli kedisi.

8 ve 7- Sylvester ve Tom: Bu ikili bugune kadar gelmis gecmis en cok taninan iki karakter diyebiliriz. Maalesef ya bir fare ya da buyuk bir kopek tarafindan tuzaga dusuruldukleri icin acikcasi kedi soyunun asalet ve zekasini cok iyi yansitabildiklerini dusunmuyorum. Insanlari 'kedici' ve 'kopekci' diye ikiye ayirirsak; bu iki karakterin 'kopekci'giller tarafindan yaratildigini dusunuyorum.




6- TV dunyasinin en yasli kedi karakteri 1928 senesinden beri ekranlarda: Felix the Cat! Aslinda bir cizgi film denemesi olarak ortaya cikiyor; fakat sonra o kadar cok tutuluyor su an an cartoon dunyasinin kultleri arasina girmis durumda. Basta isiklara dayanikli olmasi ve TV'de de rahatlikla gosterilebilmesi icin sadece siyah-beyaz olarak yaratiliyor ama ilerleyen yillarda etrafindaki dunya renklense bile o karakteristik rengini kaybetmiyor.


                                                                
5- Ve iste gelelim zekasi, tombikligi ve bencilligiyle kedilerin gurur kaynagi bir karaktere: Garfield! 'Garfieldizm'i tek bir karikaturle ozetlemek gerekirse:


                              
4- O dizideki herkesin patronu; hatta tanrilastirilmis bir sembolizm oldugunu bile soyleyebiliriz. Iste karsinizda bilge kisilik; The Catbert! Kendisi Dilbert'te sirketin basindaki insan kaynaklari mudurunu canlandiriyor ve en buyuk politikasi: calisanlardan alabildigin kadar al, ama karsiliginda hicbirsey verme! Mouuw!!




Gelelim ilk uce! Bunlar bence beyaz perdenin en cool 3 kedi karakteri:

3- O bir Dartanyan! Iste karsinizda 'Cizmeli Kedi'', yani Shrek'teki ismiyle 'Puss in Boots! Once sevimliligi ve acikli bakislariyla tum yelkenlerinizi suya indirir sonra da usta kilic darbeleriyle sizi ele gecirir... Sakin gozlerinin icine bakmayin...



2- Iste bu yaziya baslama sebebim; ama listeye ilk siradan degil ikinci siradan girebiliyor (biri gorunce bana hak vereceksiniz). O hayati tehlikeye girince en yakinlarini bile satar; butun oyunlar ondadir; bir vardir bir yoktur... Niye mi? Cunku o 9. hayatini da harcamis bir kedi; yani bize obur dunyadan eslik ediyor; ve iste sirada Alice'in Harikalar Diyarindan kopup gelen: The Cheshire!


                             

1- Listenin basini ona hakettiren kopeklere actigi savas mi; yoksa tuylu ve sisman olmasi mi? Hayir ikisi de degil! Sebep ustun zekasi ve lider ruhuyla kedileri beyaz perde de en iyi ifade eden karakter olmasi! Bu gecenin Oscar'i Cats&Dogs filminden Mr Tinckles'a gidiyor! 'Mirnouuwwww orgutlenin arkadaslarrrr saldiriyoruuuzzz!!'


                                               





5 Şubat 2010 Cuma

Huzur Dolu Sarkilar

Muzik insanin moralini ne kadar etkiliyor di mi? Yani pozitif melodiler dinlediginizde mutlu oluyorsunuz ama size kirik kalpler ve yikilan hayatlardan bahsedildiginde de hemen yuzunuz asiliveriyor. O yuzden mesela sabah uyandirmak icin ayarladigim parcalar  benim icin cok onemlidir; yoksa arabada enerjik bir parca dinleyene kadar evden istemeye istemeye cikar; suruklene suruklene arabaya binerim ve radyoyu acarim...

Simdi gelelim bir de 'sihirli parcalara'... Bu parcalarin ozelligi ne kadar yavas melodili veya melankolik olsalar da icinizi huzurla doldururlar; yani boyle ne cok enerjik bir sekilde dans etmek istersiniz; ne de oturup olumsuz dusuncelere dalmak... Sadece bir tebessumle arkaniza yaslanip rahatlamak istetirler size. Iste benim icin bu huzuru ifade eden gruplari ve parcalari listelemek istedim...

- Kings of Convenience: O hayati hafife alan ses size tum dunyayi unutturup, Alice'in harikalar diyarina cekebilir. (tabii bu Whitest Boy Alive icin de gecerli)
- Telepop Music: konular huzunlu olabilir; ama siz dinlerken 'Ya evet aslinda hayatim cok guzel dersiniz'

Siradakine cok sasiracaksiniz:
- Portishead: Ne kadar depresif olsa da ben Beth Gibbons'in sesini duydugumda mutsuz hayallere dalamiyorum. Ama bu sadece Portishead icindei Beth Gibbons icin gecerli; solo albumunu sadece 3. parcaya kadar dinleyebildim...

- Lily Allen: 'F**k you' derken bile sevimli
- Waldeck
- Vanessa da Mata: Zaten Portekizce muhtesem bir dil; bir de Vanessa'nin sesiyle birlesince...
- Moby
- Beady Belle: Sahne performansi kotu olabilir; ama zaten onu gozlerinizi kapatip konsantre olarak dinlemek gerekir.
-Feist: Ozellikle de 'Inside Out' parcasi icin bu listede olmayi sonuna kadar hak ediyor.

Dip Not: Siralamasi tamamen aklima gelme sirasina gore yapilmistir.


20 Ocak 2010 Çarşamba

Benim patikam hangisi?








Gecenlerde okudum: Evlilik kurumu aslinda eskiden insanlar daha kisa yasarken yuruyebilen bir formulmus; cunku insanlarin yasam ortalamasi 55'mis ve aslinda 45'lerine geldiklerinde yasli kategorisine girip kabuklarina cekilmeyi tercih ediyorlarmis. Dolayisiyla 20'lerinde evlenip tam evliliklerinden sikilmaya basladiklarinda hayata veda etme safhasina geciyorlarmis; dolayisiyla bosanma vakalari yok denecek kadar azmis.  Fakat insan omru uzadikca 'yasli' sifati cok daha gec elde edilince; biseyler mi kaciriyorum hissi gelmeye baslamis ve 20 sene gecince ve onumuzde daha uzun bir omrun bizi bekledigi dusunulunce evlilikler catirdamaya baslamis. Yepyeni bir hayata ozlem duyma hissi agir basmis; 'yeniden dogma', 'ikinci bahari yasama' gibi kavramlar hayatimiza girmis. Omurler kisayken yokmus bunlara zaman zaten coktan isisten gecmis olurmus ve insanlar yaslandikca onlarin yaninda olabilecek; kendilerini guvende hissedebilecekleri o 'birisi'ne daha da sikiya sarilirlarmis.

Simdi gunumuze bakalim; universitedesiniz ve o 'birisi' karsiniza cikiyor; o kadar hayattan bir habersiniz ki  ilk andan itibaren o kisinin hayatiniz boyunca yaninizda kalacagini dusunuyorsunuz; cunku hayatin ne kadar uzun oldugunu hayal bile edemiyorsunuz; nasil edesiniz sadece 19 sene yasamissiniz ve kendinizi cok buyuk hissediyorsunuz.

Sonra is hayatina atilirsiniz; universiteden cok farkli bir ortam var ama o kisiyle hala ortakliklariniz oldugunu dusunursunuz; cunku hala ortak yaptiginiz 'eglenmek-gezmek-tozmak' sizi birbirinizden farkli olmadiginiza inandirir.

Ve gelirsiniz 30'lariniza gezmek-tozmak yerini biraz daha farkli konulara birakmistir; ortak ev alisverisi kedilerin bakimi gibi konular hayatiniza girmistir  ve burada bircok konuda farkliliklar sezinlemeye baslarsiniz (maalesef hala sezinleme asamasinda cunku hicbirimiz kabul etmek istemeyiz bunun omur boyu suremeyecegini).

Gelirsiniz 40'lariniza ortak guldugunuz tek sey hayatta herseyden cok sevdiginiz cocugunuz olmustur; konusmalarinizda okuldaki basarisi; onun icin iyi olabilecek kurslar; hobiler; gelecek dogumgununun kutlanmasi ve arada sirada iste olanlardan oteye gitmemeye baslar. Artik kadin-erkek iliskisinden biraz daha kardes iliskisine donmussunuzdur cunku geriye baktiginizda aslinda birlikte buyumussunuzdur. Nerede hata yaptik diye dusunmeye baslarsiniz aslinda hicbiryerde yapmamissinizdir; cunku insan organiktir ve iki insanin hayati boyunca yasadigi baskalasimlari (olgunlasmalari diyelim isterseniz) ayni sekilde algilamasini ve ayni evrelerden gecmesini bekleyemezsiniz. Herkes ayni bilinmedik ormanin icindedir; yururken herkes ayni ormandaki ayni patikalara giremez ve farkli patikalar farkli yerlere cikarlar...


Bu yaziyi 25 yasindaki bir kizin bilmedigi icin evliligi sorgulamasi veya gormus gecirmis 50'li yaslarinin sonundaki bir kadinin paylasimlari gibi algilayabilirsiniz. Komik olan ikisinin de dusuncelerinin ayni kalmasi, o zaman ormanda ayni noktaya geri doneceksek tum o patikalari yuruyup kafa yormaya ve yorulmaya gerek var mi?